“Kendi aralarında ‘DEAŞ’, ‘İŞİD’ diye hayali bir şey yarattılar”

19 Mayıs 2022, Perşembe 09:54

     


tvDEN ekranlarında Servet Töz sunuculuğunda yayınlanan Fikrim Var programının konuğu Terör ve Güvenlik Uzmanı Metin Akoğlu oldu. Mülteci sorunu, Büyük Ortadoğu projesi gibi konulara değinen Akoğlu, “Kendi aralarında ‘DEAŞ’, ‘İŞİD’ diye hayali bir şey yarattılar” dedi

Son günlerde gündem olan sığınmacılar konusu ile ilgili Akoğlu, “2011 yılından beri ülkemizde bir sığınmacı, göçmen, mülteci kavramı canlı olarak tartışılıyor. Gündelik yaşamımızın bir parçası oldu. Anlam karmaşasına yer vermemek için sığınmacı ve mülteci kavramlarını açıklamakta yarar var. Sığınmacı, işgale uğramış ülkenin insanlarının toplu halde ülkeyi terk etmeleridir. Gittikleri ülkelerde bir statüye kavuşması halinde bunların barınmaları gibi durumlar ile ilgili gittikleri ülkelerde bir statü verilerek bunların iskana tabi olmalarını da mülteci olarak değerlendiriyoruz” dedi.

“İSRAİL’İN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT ALTINA ALACAK ÜLKELERİ TESPİT ETTİLER”

Mültecilerin Ortadoğu’dan neden geldiklerine neyin neden olduğuna dair Akoğlu, “Bunu Büyük Ortadoğu Projesini iyi anlayamadan açıklayamayız. 1991 yılında 1. Körfez Savaşı başlamadan önce Amerikalıların İsrail’in güvenliği için bölgede alınması gereken tedbirler kapsamında Tunus’tan İran’a kadar olan bir coğrafyada 22 bölgeden bahsedilerek hudutların değişeceği varsayımıyla böyle bir operasyonal karar aldılar ve bunu uygulamaya soktular. İlk uygulama Saddam Hüseyin’i yaralamak için Irak’tan başladılar. Neden Irak? Neden Ortadoğu bölgeleri? İsrail 1948’de kurulduktan sonra güvenliğini zedeleyecek olan ülkelerden korkması nedeniyle Amerikalılar, İngilizlerle birlikte bunları ortak bir şemsiye altında alıp, İsrail’in güvenliğini tehdit altına alacak ülkeleri tespit ettiler. Burada, İsrail’in güvenliğini tehdit edecek ülkeler arasında prenslikle yönetilen korkak ülkeleri İngilizler tehdit ederek, korku saldı. Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Umman, Bahreyn gibi ülkeler bu kategoride değerlendirilebilir. İsrail’i zorlayacak kategoride 4 ülke biliyoruz. Suudi Arabistan, Libya, Cezayir ve Tunus. 1990’lı yıllarda Cezayir, İslami Selamet Cephesi hareketiyle bir İslamlaşma devrimine girdi. 200 bin insanın ölümüyle sonuçlandı. Cezayir’in kendini toplaması daha yıllar alacak. Bu kategorideki Suudi Arabistan sürekli olarak Ortadoğu’da Amerikan ve İngiliz tarafında bulunduğu için, İsrail’e tehdit unsuru arz etmeyen konumda bir orta ölçekli büyük devlet” ifadelerini kullandı

“TÜRKİYE’NİN DE KATKILARIYLA LİBYA’DA BİR HAREKETE GİRİŞİLDİ”

Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgili Akoğlu, “Büyük Ortadoğu Projesi’nin ilk basamağı ikinci ülkesi Tunus oldu. Tunus’ta sivil bir seyyar satıcının kendini yakmasıyla pasif direniş hareketi toplumda büyük dalgalanmalara yol açtı. Devlet Başkanı, ülkesini terk etti. Ardından yeni hükümetle birlikte Tunus, yeni sistemini kurdu. Tunus’ta bir hudut değişikliği söz konusu olmadı. Sonraki aşamada Libya’yı görüyoruz. NATO, Libya’yı ufaltacağız, Kaddafi’yi yok edeceğiz hamlesiyle İsrail’e tehdit olarak en tehlikeli ülke olarak ele alıyorlardı. NATO bu işe karar verdiğinde bizim devlet başkanımız ‘NATO’nun Libya’da ne işi var?’ ifadesini kullanmış olmasına rağmen geri adım atılarak Türkiye’nin de katkılarıyla Libya’da bir harekete girişildi ve hala sonuçlanmış değil. İki parçalı bir hükümetin çıkması söz konusu ve görüşmeler devam ediyor. Libya bütünlüğünü koruyarak içinden çıkabilecek mi yoksa çıkamayacak mı zaman içerisinde göreceğiz. Mısır’da ise bir ‘Müslüman Kardeşler’ denemesi yapıldı. Bu hareket başlangıçta demokratik usullerle gelmiş gibi görünmesine rağmen akabinde katı İslamcılığı öne çıkartan bir politikayla bölgedeki ülkelerin dikkatini çekti. Burada da bir silahlı kuvvetler darbesiyle bir general, devlet başkanını devirdi ve bugünkü statüye gelindi. Mısır’da da bir hudut değişikliğine gidilmedi” diye konuştu.

“IRAK İSRAİL İÇİN BÜYÜK BİR SORUNDU VE İŞGAL İLE BUNU ÇÖZDÜLER”

Akoğlu, “2011’de bizim hudutlarımıza göz atarsak bizim dışımızda Arap dünyasının 5 ülkesi daha var. Bu ülkeler Libya, Suudi Arabistan gibi ülkelerin çok daha üstünde güçlere sahip. İran, Türkiye, Irak, Suriye, İsrail ve Mısır. Suriye’nin o zamanki yapısı İsrail’in dengelerini altüst ediyor. Lübnan da Hizbullah’ı destekliyor. Lübnan’daki Hizbullah’ın arkasında İran var. Dolayısıyla İran, Suriye, Hizbullah üçgeni İsrail’i son derece rahatsız ediyor. Tabii ki her kitabın bir yazarı var ve her kitabın keskin hatlarla çizildiği farklı yerler var. Bizim de Ahmet Davutoğlu’nun yazmış olduğu ‘Stratejik Derinlik’ adlı kitabının yansımalarını Dışişleri Bakanlığı döneminde kim kimi kandırdı, kim kimin projesine destek verdi ve Suriye’nin bugünkü hale gelmesindeki adımları anlattı. 2011 yılında her şey iki ülkenin aleyhine gelişiyor. Silopi, Nusaybin, Kızıltepe, Ceylanpınar, Akçakale, Suruç, Lizip, Kilis olmak üzere bu güzergâh üzerinde biz eskiden ülke olarak katır sırtında yapılan kaçakçılığı, mal mübadelesini, para kazanmayı legal hale getirdik. Bu kapılardan 9 Arap ülkesinin de mal satışları vardı. 2011 rakamlarına göre Suriye’nin Türkiye’den aldığı sattığı malın 1.8 milyar dolar Türkiye’nin aleyhine gerçekleşmiş vaziyette. Böyle bir durumda Esad’ın oğlu Bodrum’a gelip otelde kalıp tatilini yapabiliyor. Irak’ın 3’e bölünmesiyle Güneyde Şiiler Basra’daki petrolün üzerine oturdu, kuzeyde Kürtler 36. paralelin üzerinde Kerkük-Musul petrollerinin üzerine oturtuldu, ortadaki bölge olan Mezopotamya bölgesine de karpuz kavun eksinler diye Sünnilere sınır çizdiler. Kavga da buradan çıktı. Bu paylaşım adaletli olmadığı için Irak’taki hükümet yanlıları, Şiiler, Sünniler, Kürtler kendi aralarında ‘DEAŞ’, ‘İŞİD’ diye hayali bir şey yarattılar. Bu da bir proje. Bu proje etrafında 1 buçuk milyon insan katledildi. Iraklı birçok kadın istenmeyen çocuk yaptı. Yüz kızartıcı durumlar yaşandı. Irak İsrail için büyük bir sorundu ve işgal ile bunu çözdüler” dedi. (HAZEL BAYIK) 







 
Son Eklenen Haberler